1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Yolsuzlukla mücadele ağır aksak

26 Ocak 2013

BM’nin 2003 yılında kabul ettiği Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’nin üzerinden on yıl geçti. Aradan geçen zamanda 164 ülke tarafından imzalanıp yürürlüğe sokuldu, ancak bilanço çok da parlak değil.

https://p.dw.com/p/17RSn
Symbolbild Schmiergeld KorruptionFotoğraf: picture-alliance/dpa

Rüşvet, pek çok ülkede hâlâ günlük yaşamın bir parçası. Resmî dairelerde, inşaat sektörü ya da hastanelerde hizmet alabilmek için rüşvet vermek neredeyse ön koşul. Berlin'de kamu yönetimi alanında eğitim veren  Hertie School of Governance'dan siyaset bilimci Alina Mungiu-Pippidi, uluslararası düzlemde alınan kararlara rağmen çeşitli ülkelerde yolsuzlukla mücadelenin çok zor olduğuna dikkat çekiyor:

“Yolsuzluklarla ilgili artık daha fazla bilgimiz var, yolsuzluklarla daha güçlü bir şekilde mücadele ediyoruz ve bu yolda daha iyi araçlar geliştirdik. Ama yolsuzluklardan kurtardığımız ülke sayısını artıramadık. Bu alanda olduğumuz yerde sayıyoruz.”

Mungiu-Pippidi, uluslararası toplumun ve çok sayıda hükümetin gösterdiği çabaya rağmen yolsuzlukla etkin mücadele için zamana ihtiyaç olduğunu belirtiyor:

“Batı Avrupa'da on yıllar, yüz yıllar önce yolsuzluğa karşı verilen mücadeleyle karşılaştırabiliriz. Konu, bir toplumu, siyasî elitin hareket ve davranışlarına eleştirel bakma konusunda güçlendirmek ve eğitmektir. Kamu kaynaklarının halkın yararına kullanılması ancak böyle sağlanabilir.”

Eleştirel toplumun önemi

Alman Uluslararası İşbirliği Kurumu, partner ülkelerde eleştirel bir toplumun oluşturulabilmesi için çalışmalar yürütüyor. Aydınlatma çalışmalarıyla kamuoyundaki aktörlerin icraatının mercek altına alınması ve insanların haklarını talep etme konusunda hassasiyetin artırılması hedefleniyor.

Podiumsdiskussion am 17. Januar 2013 in Bonn
Hertie School of Governance'dan Alina Mungiu-PippidiFotoğraf: DW/W.E. Segueda

Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün 2012 yılı yolsuzluk algılama endeksine göre Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda en iyi, Afganistan, Kuzey Kore ve Somali ise en kötü durumdaki ülkeler. Siyaset bilimci Alina Mungiu-Pippidi, Afrika'daki Botsvana örneğini vererek, doğal kaynakların devlet eliyle işletilmediği ülkelerde yolsuzluklara daha az rastlandığını kaydediyor:

“Yeraltı zenginliklerinin devlet tarafından işletildiği ülkelerde kazanç halkın değil, siyasî elitin cebine giriyor. Dolayısıyla kaynakların işletilmesinin şirketlere devredilmesi ve bu şirketlerle her iki tarafın da kârlı çıkacağı anlaşmalar yapılması daha iyi.”

Hukuk, medya ve eğitim

Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nden Gilian Dell ise yolsuzlukla mücadelenin çok yönlü bir şekilde yapılması gerektiğini vurguluyor. Öncelikle hukuk sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Dell, ardından medya ve eğitimin büyük önem taşıdığını belirtiyor:

“Örneğin İngiliz ‘The Guardian' ya da Amerikan ‘The New York Times' gazetelerinin araştırmacı gazetecilik örneği sergiledikleri yolsuzluk vakaları oldu. Eğitim de çok önemli. Çünkü eğitimli bir toplum yolsuzlukla mücadelede daha etkin olabilir.”

Yolsuzluklar, acil yardıma ihtiyaç duyulan bir başka alanda, kalkınma politikaları alanında da önemli bir tehlike oluşturuyor. Toplanan yardım paralarının karanlık kanallardan başka yerlere akmasına sık sık rastlanıyor. Siyaset bilimci Mungiu-Pippidi bu nedenle uluslararası yardım kuruluşlarının, kalkınma yardımlarında yolsuzlukla başa çıkabilmek için somut stratejiler geliştirmesi gerektiğini belirtiyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Eric Segueda/Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Başak Özay