1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Stratejik bir fırsat mı, bataklık mı?

9 Ocak 2020

ABD-İran krizi Türkiye için stratejik bir fırsat mı? Yoksa yine taraf olmaya zorlanacağı yeni bir bataklık mı? Ankara şimdi de öfkeli İranlılar ile öngörülemez Trump arasında yeni bir dış politik sınavla karşı karşıya.

https://p.dw.com/p/3VxlA
Fotoğraf: Getty Images/AFP/C. Barria

İran’ın Ortadoğu’daki operasyonlarının kilit ismi Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesinin ardından Ortadoğu’da yine fırtınalar esmeye başladı. Sıcak savaşa evrilmesinden endişe edilen krizde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Süleymani operasyonu sonrası yaptığı ilk açıklamada İran’ın füze saldırılarına askeri yanıt verilmeyeceği ancak Tahran’a yeni ekonomik yaptırımlar uygulanacağı şeklindeki sözleri tansiyonu şimdilik biraz olsun düşürdü. Ancak İran yönetiminden gelmeye devam eden sert açıklamalar, Süleymani’nin cenazesinde dünya kamuoyuna yansıyan izdiham görüntüleri ve İran Devrim Muhafızları’ndan art arda gelen intikam yeminleri krizin boyutlarını tırmandırma potansiyeli yaratıyor.

Türkiye şimdiye kadar tarafsız

Şimdiye kadar tarafsız bir tutum izlemeye çalışan Türkiye ise sonuçları öngörülemeyen ve daha uzun süre devam edeceği tahmin edilen bu krizle birlikte Ortadoğu’da yeni bir dış politik sınavla karşı karşıya. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le İstanbul’daki görüşmesinde ABD ve İran’a tansiyonu düşürme çağrısı ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da gerginliğin azaltılması için Irak’a gönderilmesi, Türkiye’nin korumaya çalıştığı tarafsızlığını arabulucu rolüne çevirmeye çalıştığının birer göstergesi.

Süleymani'nin cenaze töreninde çıkan izdihamda en az 56 kişi hayatını kaybetmişti.
Süleymani'nin cenaze töreninde çıkan izdihamda en az 56 kişi hayatını kaybetmişti.Fotoğraf: Getty Images/AFP/A. Kenare

Nişantaşı Üniversitesi Uluslararası Bölüm Başkanı Dr. Savaş Biçer’e göre de Türkiye bu krizde muhtemelen arabulucu pozisyonu alacak ya da en azından buna talip olacaktır. Türkiye’nin İran’la bölgesel sorunlara farklı yaklaşımları olsa da özellikle PKK’ya karşı ortak bir tavır içinde olduğuna dikkat çeken Biçer, “Türkiye bugüne kadar gerek ikili ilişkilerde ABD'nin isteği ile gerekse NATO ülkesi olarak ittifak öngördüğü için İran’a karşı düşmanca bir tavır içerisine hiçbir zaman girmedi, bundan sonra da girmeyecektir“ değerlendirmesini yapıyor.

İran Kürecik'i hedef olarak seçer mi?

Ancak ABD'nin Türkiye'de bulunan askeri üsleri, Türkiye'nin krize dahil olabileceği endişesi yaratıyor. Bu noktada özellikle Kürecik gündeme geliyor. Türk basınında yer alan haberlere göre Süleymani’nin öldürülmesinin ardından İran’ın Irak’taki Amerikan üslerine düzenlediği saldırı öncesi ABD, Kürecik’teki erken uyarı sistemleri tarafından uyarıldı ve ABD’nin de bu şekilde can kaybı yaşamadığı iddia edildi. Malatya’nın Akçadağ ilçesinde bulunan Kürecik Radar Hava Üssü, 2012 tarihinde NATO tarafından balistik füze saldırılarına karşı erken uyarı istasyonu olarak kurulmuş ve kurulumu ABD askerleri tarafından gerçekleştirilmişti.

Prof. Dr. Mensur Akgün
Prof. Dr. Mensur AkgünFotoğraf: privat

Bölgede tansiyon yükselir, bölgedeki ABD üslerine ve İsrail’e tehditlere karşı koruma sağlayan Kürecik İran tarafından hedef olarak seçilirse o zaman Türkiye de krizin bir tarafı haline dönüşebilir. Ancak krizin böyle bir noktaya geleceğini sanmadığını söyleyen Kültür Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Mensur Akgün, “İran’ın böyle bir şey yapacağını sanmıyorum. En uç nokta olarak Kürecik’e saldırması Türkiye’nin egemenliğine doğrudan bir saldırı olacağı için Türkiye’nin de karşılık vermesini gerektirebilir. Bu da çok çok uç bir nokta olarak bizi savaşa kadar sürükleyebilir" diyor.

İran'a en yakın Amerikan üssü Erbil'de

ABD’nin 2003’de Irak’a müdahalesinde Türkiye’nin İncirlik’i kullanmasına izin vermediğine dikkat çeken Akgün, “Türkiye İncirlik üssünü daha önceki operasyonlarda kullandırtmadı. Burası sadece bir Amerikan üssü değil, ikili anlaşmalarla belirlenmiş ortak bir üs. Dolayısıyla Türkiye'nin rızası olmaksızın o üssün kullanılması gibi bir şey söz konusu olamaz” diyor.

Nişantaşı Üniversitesi'nden Savaş Biçer de aynı görüşte. Türkiye’nin, NATO imkanlarının İran’a karşı kullanılmasına izin vermeyeceğini ifade eden Biçer, "Yine Körfez'de bu konuda kendisine hiç itiraz etmeden izin verecek, hatta ABD’nin İran’ı vurması halinde bundan memnun olacak müttefikleri bulunmaktadır” şeklinde konuşuyor. ABD’nin Türkiye dışında bölgede Ürdün, Kuveyt ve Katar’ın yanı sıra Erbil’de askeri üsleri bulunuyor. ABD’nin iki askeri üssünün bulunduğu Erbil’in İran krizinde jeopolitik olarak önem kazanabileceği konuşuluyor. Zira Erbil’deki Harir üssü, İran sınırına en yakın Amerikan üssü konumunda.

"İranlılar yıpratıcı bir savaşa hazırlanıyor"

Ama Ankara, İran-ABD krizinin Süleymani’nin öldürüldüğü Irak’a da sıçramasını istemiyor. Zira Türkiye, Irak’taki istikrarsızlıktan özellikle PKK faktörü nedeniyle siyasi ve ekonomik olarak etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Bu nedenle gerginliğin yatıştırılması için Irak’a giden Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Irak Dışişleri Bakanı Muhammed Ali el Hekim’le gerçekleştirdiği görüşme sonrası yaptığı açıklamada Türkiye olarak Irak’ın dış güçlerin çatışma alanı olmasını istemediklerini, Irak’ın istikrarının kendileri için önemli olduğunu söyledi ve sağduyu çağrısında bulundu.

Hakkı Uygur
Hakkı UygurFotoğraf: Privat

Ancak Ankara merkezli İran Araştırmalar Merkezi Başkanı Hakkı Uygur, Türkiye’nin tansiyonu düşürme girişimlerinden sonuç alınmasını pek mümkün görmüyor ve nedenini şöyle açıklıyor: “Altı ay önce Macron’un, Abe’nin, İmran Han’ın, Abdulmehdi’nin arabuluculuk girişimleri neden başarısız olduysa ondan: Tarafların beklentileri arasında uçurum var.”

Trump açıklamasında İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini vurgulayarak NATO’nun Ortadoğu konusunda daha fazla rol üstlenmesini istedi ve İran’ı müzakere masasına çağırdı. “İran bu şartlar altında masaya oturmayı savaşmadan teslim olmak şeklinde görüyor” değerlendirmesini yapan Hakkı Uygur, İran-ABD gerginliğinin önümüzdeki günlerde tırmanarak devam edeceği kanısında. Uygur, “İranlılar öfkeliler, büyük ve yıpratıcı bir savaşa hazırlanıyorlar. Çok kısa ve net olarak” diye de ekliyor.

Krizin ekonomik riskleri

Krizin derinleşmesi Türkiye’yi ekonomik olarak da daha fazla zorlama riski taşıyor. Türkiye ve İran arasındaki ticaret hacmi 2018 yılında 9,3 milyar dolar seviyesindeydi. Türkiye Ticaret Bakanlığının verilerine göre 2019 yılında yüzde 39’luk daralma ile 5,01 milyar dolara geriledi. Bu gerilemede ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar önemli rol oynuyor. Doğal gaz ithalatının yaklaşık yüzde 15’ini İran’dan yapan Türkiye, geçen yıla kadar petrol ihtiyacının da neredeyse yaklaşık yarısını İran’dan karşılıyordu. Ambargolar nedeniyle Türkiye, geçen mayıs ayında İran’dan petrol alımını durdurdu ve petrol ithalatını Irak’a kaydırdı.

Kriz tırmanırsa Türkiye’nin öncelikle ekonomik olarak etkileneceğini vurgulayan Prof. Dr. Akgün, sözlerini “Ki zaten şimdiden etkiliyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artıştan, Türkiye gibi petrol bağımlısı olan bir ülke ciddi şekilde bundan etkilenir“ şeklinde sürdürüyor.

"Kriz boyutu daha ağır basacak"

İran krizi, kimi uzmanlara göre ise ekonomik ve siyasi olarak kendini koruma refleksinin yanı sıra Türkiye’ye ABD’nin müttefik olarak ona ihtiyaç duyması ve Washington'la gerilen ilişkilerini yumuşatma ihtimali nedeniyle stratejik bir fırsat da sunuyor. Ancak krizin barındırdığı riskler, Türkiye'yi krizde taraf olmaya sürükleyebilir. İran Araştırmalar Merkezi Başkanı Hakkı Uygur, her iki durumun Türkiye için bir arada göründüğünü söylüyor, ancak son tahlilde umutlu olmadığını ekliyor: “Kriz boyutunun daha ağır basacağını düşünüyorum, yalnızca Türkiye için değil, tüm bölge ve Avrupa için de öyle.”

Hülya Schenk

© Deutsche Welle Türkçe